26 Ocak 2011 Çarşamba

BLUE VALENTİNE - Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil






120 dakika boyunca izlerken her saniyesinde içimin acıdığı tek film belki de.Keşke izlemeseydim dediğim,  ama bir o kadar da iyi ki izlemişim dediğim bir film tanımı yapsam karışık gelebilir bu size belki.  Filmin başından beri her karede, mutluluk anlarında bile insanı acıtan bir dram. Aslında sahte bir mutluluğa tutulmuş bir kadın, hayatta hiçbir şeyde dikiş tutturamamış bir adam Dean. Dean, ilk bakışta aşık olur. Aslında çok iyi bir insandır. Kendi annesinden babasından görmeyi istediği ilgiyi, sevgiyi, mutluluğu bulamamıştır. Ve aşık olduğu ilk kadından da asla kopamaz. Kopmak istemez, çünkü tek kalmaktan korkmaktadır. Kadın onu sevmese de yanında olursa, kötü de gitse evlilikleri bozulmazsa o mutlu olacaktır. Çünkü yalnız kalmaktan korkmaktadır. Gene aile dışına itilmekten korkmaktadır. Kendine ait olmayan bir çocuğu bile öz babası gibi kabullenmıiş ve sevmiştir. O kadar benimsemiştir ki oteldeki odada 2. bir çocuğumuz olsun istiyorum diyebilmektedir. Filmin başında mutsuz bir kadın, aile olmaya henüz hazır değilken bir çocuğu öldürmeyi göze alamadığı için evliliği kabullenmiş bir kadın. Ama düşünüldüğünde filmin başından beri güçlü olan da gene kadın. Gene boşanmaya cesaret eden de, aşkın peşinde koşan da kadın. Çünkü "içimde bir şey yok, burda bir şey yok" diye kalbini gösterirken içinde kopan fırtınaları da çok iyi yansıtmaktadır. Ama tüm bunlara rağmen Dean, ondan kopmak istemez. İçki içtiği zaman eşinin iş yerine gidecek ve olay çıkaracak kadar da fütursuzdur. Doğru düzgün bir işi yoktur. Taşımacılık, boyacılık gibi günü birlik işlerin peşinde koşar. Çünkü liseyi bile bitirmemiştir. Okulun saçma olduğunu düşünür. Kadın ise tıp okumakta iken -filmde bu belirtilmese de- büyük ihtimal bunu bitirememiştir ve hemşire olmuştur. Üstelik çok başarılı bir öğrencidir. Çok iyi bir doktor olacakken evlenerek bunu engellemiştir. Aslında bu arada neden okulu bıraktığını, neden doktor olamadığını öğrenemiyoruz. Fakat kadın bunu başaramamasının yükünü kocasına yüklemektedir. Oysa hamile kaldığı için bu kadar acele evlenmişlerdir. Hamile kaldığı kişi de eski erkek arkadaşıdır. Ama bunun suçunu da Dean'e yüklemektedir nedense. Kadın filmin başından beri mutsuzdur. Babası ve annesi de devamlı kavga etmektedir. Babası sert ve otoriterdir. Belki de Dean'ın o sıcak sevgisi onu etkilemiştir. Aslında bence Dean'in ona duydukları da kafamızdaki bildiğimiz aşklardan değildir. Bana göre o, aşkı ve bir yere ait olmayı sevmektedir. Filmin başında Dean'ın iş arkadaşıyla yaptığı kısa konuşma da aslında filmi özetlemektedir. Dean arkadaşına şöyle der: "Erkekler kadınlardan daha romantiktir. Birlikte olmak istediği kadın için sonuna kadar mücadele eder, ama kadınlar her zaman en iyisini, beyaz atlı prensi kovalar. Mutlu olmaları, evli olmaları hiçbir şeyi değiştirmez." İşte Cindy, belki başlarda mutluluk oyununu oynuyordu; ancak bu, sadece ona sahip çıkmasının verdiği güvendi ona. Ve zaman ilerledikçe bir insanın gerçekten sevmediği bir insanla bareber olmasının ne kadar zor ve sıkıntılı bir durum olduğunu yansıtıyor. 


Filmde dikkat edilmesi gereken önemli ipuçlarından birisi, çalan şarkı: "You and me". Aslında sonuna doğru bize gösteriyor ki otel odasında Dean'ın  çalmaya başladığı şarkı onların özel bir şarkısıdır. Onun için özel doldurmuş ve kızın ailesiyle tanışmaya geldiğinde Cindy'nin odasında bu şarkıyı ona dinletmiştir. O zaman Cindy mutludur. Fakat daha sonra otelde geçirdikleri gece Dean o şarkıyı çaldığında Cindy için bu hiçbir anlam ifade etmemektedir. Kimine göre belki kocasının onu öyle hoş bir otele götürmesi, onunla böyle deli gibi ilgilenmesi Cindy'e nankör diye bakmalarına neden olabilir. Ama olmadı mı olmuyor. Dean onunla sevişmek istediğinde, duştayken ona dokunmak istediğinde kadının tiksindiğini görüyoruz, onu hiç sevmediğini anlıyoruz. Onun dokunmasına, konuşmasına bile dayanamamaktadır. Bu da gösteriyor ki aslında kadın sevmedi mi bunu hemen belli ediyor, numara yapamıyor, sevmeden sevişemiyor. Film boyunca kadının içinde bulunduğu sıkıntılı durum da izleyiciyi aynı sıkıntıya sokmaktadır.
Filmin sonunda havai fişekler altında Dean'in uzaklaşması da atlanamayacak bir ayrıntıdır bence. Çevrede herkes mutluluğu yaşarken onun içinde de patlamalar olmaktadır. Dean, güçsüzdür ve bu da film boyunca bir kadın olarak benim sinirimi bozmuştur. Bence tam bir asalak ve uzak durulması gereken erkek modelidir. Babasının evinde boşanmak istediğini söylediğinde bir çocuk gibi ağlamıştır. Bana söz vermiştin demiştir. Halbuki bu, genel olarak erkeklerin kadınlarda hoşlanmadıkları huylardan biridir. Bütün evliliklerde hatta beraberliklerde birçok söz verilir. Hiç ayrılmayacakmış gibi sever insan. Ama neler yaşanacağını kimse bilemez. Bu, filmin başından sonuna kadar sık sık geri dönüşlerle  fazlasıyla seyirciye hissettirilmiştir zaten.  Bu film kimsenin yaşayamayacağı büyük bir aşk hikayesi değildir. Herkesin yaşayabileceği sıradan bir aşk vardır burada; ama ayrılıklar yaşanırken insanların neler yaşadığını hissettirmesi açısından önemlidir.  Özetle, her aşk bir gün bitmeye mahkumdur. Önemli olan o raddeye geldiğinde zorlamadan, iki taraf da yıpranmadan noktalanmalıdır. Zaten bu bir aşk filmi değil bir ayrılış öyküsüdür.

Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil.

1 yorum:

  1. bu film ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi ilk yazınmış vallahi kıskandım keşke benimde ilk yazım bu film hakkında olsaymış :) tebrikler

    YanıtlaSil